12 Eylül 2013 Perşembe

bebekler ne ister? v.ıı

 


-Oğlum/kızım neden ağlıyorsun/ne istiyorsun?
Aldığımız cevap genelde tatmin edici olmaz...
-Huaaawwww, auuuwwwww!!!!

Bebekler her şeye ağlarmış anne olunca ağladım. İlk aylarda yeni dünyası korkunç geldiği için ağlar, acıktığı için ağlar, gazı var diye ağlar, üşür ağlar, sıcak basar ağlar, sırt üstü yatmaktan sıkılır ağlar, ağlar, ağlar... Şanslıysanız daha az ağlar, değilseniz kolik ağlamasıdır, allah sabır versin. Neyse ki anneler kısa sürede çözer ağlama şifresini, el çabukluğu ile altına bakılır; temiz, ensesi kontrol edilir; üşümüyor, sarılınır pışpış yapılır, meme evet evet meme verilir, ninniler fısıldanır ve mutlu son, ne de olsa o mutluysa siz mutlusunuz artık, aksi takdirde hiç kıyamazsınız o ağladıkça ağlayasınız gelir.

Günler geçer, tam usta anne oldum dersiniz, nereden bilecektiniz meğer bunlar iyi günlermiş, kaderiniz fısıldar 'bu daha başlangıç'. Çok değil kısa süre sonra aklı başına gelmeye başlar, farkındalığı artar ve şunu keşfeder: benim seçme şansım var, o halde "show must go on".  Çok sevdiği yemeğe elinin tersiyle vurur, ısrar ederseniz ağlar, çok aç olmasına rağmen yemicem diye ağlar, aslında yeni keşfini deniyordur, aklından şöyle geçer: "seçebiliyorum, yaşasın yöneten olabiliyorum"... Hep mutlu mutlu oynadığı oyun alanında siz yoksunuz diye ağlar, mama sandalyesinden seni seyretmicem anne beni yere bırak da salondaki kablolarla olan işimi bitireyim diye ağlar, sokak diye bir şey var o halde sokağa çıkıcam der ağlar, salıncaktan inmicem diye ağlar, indirdin diye ağlar, sıkılır ağlar, ilgisiz kalmıştır ağlar, o bebek arabası yerine kucakta da taşınabilirim der ağlar, elindeki tehlikeli her neyse onu istiyorum diye ağlar, tut ellerimden yürüt, ben emeklemekten sıkıldım der ağlar, uyumam diye ağlar, uykum geldi diye ağlar, dişleri geliyordur canı acıyordur daha nice sebepten ağlar, ağlar, ağlar...

Gözünüz korktu mu? Korkmasın, bu tip ağlamalar kolayca savuşturulabilir, üstelik gülümsetmek bir bebeği dünyanın en güzel şeyidir, yeter ki o ağlama sağlık sebebi ile olmasın. Eğer bir ihtiyaçtan ağlıyorsa ihtiyacı giderilen her bebek hemen sakinleşir. Sıkılma ya da bir şeyi inatla isteme ağlamalarına karşı önerim komiklik yapma becerinizi arttırmanızdır. Her bebek komik durumlarla normal durumları ayırt edebilir. Suratınızı şapşallaştırıp, komik sesler çıkarıp kafanızı sallayın; güler, omzunuzda uçurun; güler, kafanızın üstünde taşıyın; güler, gıdıklayın güler, oyuncaklarıyla birlikte oynayın hemen mutlu olur, deneyin keşfedin. Yalnız oynaması elbette iyidir evfakat bu bebeğinizi yalnızlığa terk etmek demek asla değildir. Onunla oynayın, keyfini çıkarın, büyümeden hala bebekken, çocukken, zaman geçmeden. Sonra isteseniz de oynayamayacaksınız.

Diş çıkarma dönemi huysuzlukları için mutlaka doktorunuzun tavsiyesi ile diş etlerine sürülen jellerden alabilirsiniz. Diş etleri acıdığı için kaşık mamalarını ağlayarak redetmesi normaldir. Yemek yemeden 10 dakika önce jeli sürün, acısı dinince kaşıkla yedirmeye çalışın.
İstemiyorsa zorlamayın.

Ne olursa olsun, bebeğinizi tek başına ağlamaya terk etmeyin.

15 Temmuz 2013 Pazartesi

bebekler ne ister? Vol. I


Uzmanlara göre bir bebeğin ilk üç ve hatta beş yılı hayati önem taşır.  Hayati derken yemek içmek bir kenara esas mesele psikolojik.  Bu bağlamda ne yapalım da o ilk üç yılda kendine güvenli, mutlu, huzurlu, kendisine ve etrafına faydalı, gelişmeye açık ve bağımsız bir birey olması ihtimalini en azından arttıralımı araştırdım.

Piyasadaki yayınlardan bir derleme yapmak gerekirse:


1. Bebeğiniz doğduğu ilk aylarda ağlayacaktır, sabırlı ve güçlü olun: pek çok bebek özellikle doğumundan sonraki ilk ay, bir kısmı da üç ay sıksık ağlayacaktır. Ağlamalar büyüyene kadar asla tamamen bitmeyecektir. Yabancı bir dünyaya düşsek derdimizi anlatacak dil bilmesek hatta derdimizin tanımını bile bilmesek ve üstelik ortamdan çok korksaydık biz  yetişkinler daha da fazlasını yapardık, bu yüzden bebeğinize karşı daima anlayışlı olun. Önceliğiniz ağlayarak ne anlatmak istediğini bulmaya çalışmak olsun.

*Altı kirli mi? Kontrol edin.

*Acıkmış olabilir mi? Saate bakın bir önceki yemeğinin üstünden ne kadar zaman geçmiş hep bilin. Yeni doğanların saatlik  değil, her istediğinde beslenmesi gerekmektedir, unutmayın. Gerekirse meme sunun ya da mama verin.

*Gazı var mı? Omzunuzda dolaştırarak pışpışlayın.

*Sevgi mi istiyor? Bebekler bazen korkar ya da sadece sevgi ister. Anne sütü boyunu uzatıyor ise, sevgi ve kucaklama gelecekteki mutlu insanı oluşturacak gıdadır. Etrafınızdakilerin "kucağa alıştırma, aman şımartma" gibi sözlerine asla kulak asmayın. Disiplin zamanı bebeklik değil çocukluk çağındadır unutmayın.  Bir bebek asla şımaramaz ve ağlama sebebi asla şımarıklıktan olamaz, tüm ağlamalar ihtiyaçtandır. Yorgun ve tükenmiş haldesiniz evet ama yılmayın, kucaklayın, sarılın ve kulağına hafif bir sesle ninniler söyleyin, anne kokusunu almasını, sakinleşmesini sağlayın.

*Ağlamayı huy edinmiş bir bebeğiniz olmaması için daha ağlamadan mızıklanmaya başladığında vakit kaybetmeden yanına gidin, ilgilenmek için can hıraç ağlamasını asla beklemeyin. Buna karşı çıkan "aman kızım alıştırma" diyenler de olacaktır kulak asmayın, bebeğiniz "sadece ağladığımda ilgi görüyorum"  fikrine kapılırsa asıl o zamaan yanarsınız, her şey için hemen yırtınarak ağlayan bir bebeğiniz olur. Ülkemizdeki çocuklarının bol ağlamalı ve yırtınmalı olması belki de bundandır kimbilir.  Onu ağlarken susması için asla yalnız bırakmayın, diğer maddeleri sevgi ile uygulayın.

*Bebeğinizin sizin farkedemeyeceğiniz bir sağlık sorunu yüzünden ağlamadığına emin olmak için doktorunuza danışın.



2. Kaç aylık olursa olsun, izletilenin ne olduğu farketmeksizin (bebek filmleri dahil) TV izletmeyin ve onun yanında izlemeyin. Prof. Dr. Paktuna der ki "iki boyutlu sanal görüntüler bebek beyninin evrimsel gelişimine uygun olmayan uyaranlardır. İlk üç yaş, duygu motor dönemidir ve bebek beyni sadece somut gerçekliği kaydeder." Reklamlarda çok eğleniyor, bebek kanalları açıkken yemeğini bitiriyor olabilir. Tv, bir bebeğin yerde yuvarlanarak motor gelişimi için gereken egzersizleri yapmasını, somut gerçekliği içeren çevresine dikkat verip kavramlar geliştirmesini, insanlarla diyolog kurmasını engeller. Bu bağlamda her bakımdan gelişimini engelleyicidir. Tv izleyerek yemek yedirilen bebeklerde ise ileride obezite sorunu görüldüğü kanıtlanmıştır.



3. Bakımını üstlenin. Uzmanlara göre bir bebeğin gelecekte (çocukluk ve yetişkinlikte) kendine güvenli bir birey olmasına giden yollardan biri ilk 3 sene annesiyle kurabildiği ilişkiden geçer. Bebeğinize bir gün siz, bir gün bakıcı/büyükanne vs.  bakıyorsa,  bir uyandığında sizi bir uyandığında anneanneyi görüyorsa, her menüsünü başka biri yediriyorsa, sık sık bakıcı değiştiriyorsanız, bilmeden ve istemeden onun hayata güvenini sarsıyorsunuzdur. Hiç kimse kendine güveni olmayan bir çocuk yetiştirmek istemez, ancak bilmeden hatta iyilik yaptığını zannederek pek çoğu bunu yapar. Bebekler tutarlılık sever, tamamen yabancı oldukları bu dünyada güvende olduklarını hissetmelerini sağlayan belki de yegane şey tutarlılıktır. "Ağladığımda annem gelir altımı temizler ya da acıkmışsam beni doyurur" fikri her yabancı bakımına maruz kaldığında sarsılır. "Annem yok, ya altım kirli kalırsa" endişesi bizim için küçük onun için çok can yakıcıdır.  Uzmanlar eğer çalışmak zorunda değilse mümkün olduğunca bebeğin bakımını annesinin yapması gerektiğine dikkat çeker. Başkasına ki bu en yakınınız anneniz dahi olsa kısa süreler haricinde bırakılması tavsiye edilmemekte. Çalışmanız gerekiyorsa bakıcı değiştirilmemesi hatta çok dikkatle seçilip ilk 3 yıl boyunca mutlaka aynı kişinin bakması da ayrıca vurgulanmakta. Ne olursa olsun bir bebeğin yemek içmek kadar ihtiyacı olan şey, güvende hissetmesidir ve bu yanında annesini ya da anne yerine koyduyu kişiyi görmesi ile mümkündür.



4. Bol zaman ayrırın, tek başına uzun süre bırakmayın, kim yalnızlığı sever ki? Eviniz bırakın pis kalsın, akşama yemek olmasın kahvaltı yapıverin. Herkes bebekli bir evi ve annesini anlayışla karşılayacaktır, karşılamayanlar da zamanla öğrenir. Bir daha asla evladınızın bugünlerine geri dönemeyeceksiniz. Oturun oyunlar oynayın, kucağınızda salıncak kurun, oyuncakları uzaklaştırın "gitti", yaklaştırın "geldi" yapın. Pencereden kuşlara bakın, caddeyi seyredin. Mutfak kaplarından farklı sesler çıkarıp perküsyon yapın. Yeni deneyimler, hisler, sesler, kavramlar tanımasına yardımcı olun. Bu ayırdığınız zaman, ileride size kendi başına işler başarabilen bir çocuktan geri dönecektir.



5. Dışarıya çıkarmaya çekinmeyin. Hava soğuk diye korkmayın, sıkı ve hava şartlarına  uygun kıyafetlerle, korunaklı bir bebek arabası ile önce kısa sonra daha uzun sürelerde  mutlaka sokağa çıkın, size de iyi gelir bebeğe de.  Elbette yazın aşırı sıcak saatler, kışın fırtınalı havalar önerilmez. Sıcak mevsimlerde 10.00 ile 17.00 saatleri arasında bebeğinizin hassas tenini mutlaka güneşten koruyun. Bebeğin bir sokak çantası olsun, içerisinde her daim bez, ıslak mendil, yedek giysi gibi ihtiyaçları hazır olursa dışarı çıkmanız kolaylaşır. Her ihtimali düşünerek kısa süreli bile olsa yanınıza su ve mama da almayı unutmayın. Açıkhava daima güvenlidir. Çok sayıda insanın olduğu kapalı ortamlara (avm, lokanta, okul, vs.) ise özellikle hastalık mevsimi olan kış ve bahar aylarında bebeğinizle gitmemeye çalışın.



6. Konuşun, gözlerinin içine bakarak, düzgün tane tane bir dil ile, bol bol konuşun. Konuştukça bir süre sonra sadece dudaklarınızı takip ettiğini ve taklit etmeye çalıştığını göreceksiniz. Ayrıca arada bir bababa, dadada, lalalala, nanana gibi sesleri ağzınızı göstererek tekrarlayın ki konuşmanın tekniğini çözsün.



7. Gülün, güldürün. Bebekler sizin ruh durumunuzu taklit eder. Eğer anne üzgünse üzülür, mutluysa mutlu olur. Tatsız bile olsanız bebeğinize yansıtmayın. Sonuçta uysal, güleryüzlü bir yavrunuz olur, tıpkı benimki gibi...




Kaynaklar:

Paktuna Keskin, S., 2012. Anneye Güvenli Bağlanma
Öz, M., Roizen, M., 2011. SİZ: Çocuğunuzu Büyütürken

6 Kasım 2012 Salı

Bebeğim, Oğlum Hoşgeldin...

23 Ekim 2012, 14.30

Oğlumu gördüğüm an... Doktorlar hemşireler arasından, yeşil kıyafetler ardında, soğuk duvarlı beyaz ışıklı bir ameliyathanede, alev alev yüreğim ve pembe oğlum... Ağladın hıçkırarak oğlum, çenen titredi, ağladım, baban ağladı, biz ağladık tam 3 kişi... Göğsüme koydular seni, güzelliğine inanamadım...

Hoşgeldin dünyama oğlum, şimdi gülecek, yiyecek, yürüyecek, koşacak, uçacaksın, kocaman bir ömrü kendin için en iyi biçimde yaşayacaksın...



18 Eylül 2012 Salı

Doğum çantası...



Doğum vakti gelince hastaneye gidilecek, hem de nasıl gidilecek, akıl baştan uçmuş, belki çığlıklar içinde... e öyle eli kolu sallaya sallaya kapı komşusuna geçer gibi olmaz: Orada belki bir belki iki gece kalınacak, ziyaretçiler olacak, yorulunacak, terlenecek, perperişan düşülecek ve ailenin yeni üyesi dünyamıza grand tuvalet değil anadan üryan gelecek.

Hal böyle olunca önce sırt çantası, sonra küçük valiz formatından,  hem çanta hem valiz formatına varan bir hazırlığa başladım.

Sonunda bitti, eksikleri tamamladım ve çantamı 35. hafta itibari ile kapının arkasına koydum.

Çanta hazırlığından önce:
  • Doğum yapacağınız hastaneyi ziyaret edin, odanızı görün, ilgili bir ebe ya da hemşire ile konuşarak hastanenin size sağladıkları ve sağlamadıkları, sizden getirmenizi istedikleri ile ilgili bilgi edinin. Ebenin tavsiyelerine kulak kabartın.
  • Kendinizi en iyi siz tanırsınız, gündelik alışkanlıklarınıza göre hastanede ihtiyacınız olabilecek şeyleri ön görmeye çalışın. 
  • Listeye giren tüm bebek kıyafetlerini ve kendinizinkileri yeni bile olsalar mutlaka yıkayın ütüleyin.
  • Aşağıdaki liste kendi listemdir, elzem şeyler dışındakileri ön bilgi olarak alın, kendi çantanızı kendi hastanenize, doğum şeklinize, kişisel ihtiyaçlarınıza ve alışkanlıklarınıza göre çıkarabilirsiniz.

Doğum çantasına girenler:


Patik Kütüphanesi: Annelere Kitaplar 2


Eyyy patik örenler ve çoktan patikliler duyduk duymadık demeyin:  yeni bir kitap dizisi keşfettim,  çok beğendim, hemen tavsiye edeyim.  Son derece detaylı herkesin işine yarayabilecek bilgileri barındıran ve merak edilen sorular üzerinden açıklayıcı cevaplar ile bilgilendirici kitap serisi Epsilon yayınlarından çıkmış.

Tek tek inceleyelim:

30 Ağustos 2012 Perşembe

Bebek Arabası Alırken...



Bebek beklerken en zor karar verdiğimiz ve en uzun süre araştırdığımız şey bebek arabasıydı.  Hem uzun süre kullanılacak olması, hem fiyatlarının azımsanmayacak limitlere çıkması üstüne beklentilerimiz ve piyasadaki çeşitlilik eklenince  almadan önce iyi bir araştırma da şart oldu.

Bebek arabası alırken dikkat edilmesi gerekenler:

Dünya, Bebeklerine Ne Yediriyor?



Bebek dediğin iki avuç bir minik insan, ne yer ne içer?
"Aman kızım bir çay kaşığı bilmem ne kökü içir susar", (ama bebek bu, mesele susturmak değil ki, neden ağlıyor onu bulmak) "emziğini bala batırıver ki kolay alsın" (bal, bir bebek için masum bir yiyecek değil ki) , "her yemekten ağzına bir tutam koy ki alışsın" (alışmasın varsın, onun minik bünyesine gereken birşeylere alıştırma baskısı değil ki), bu büyüklerden gelen eski bilgilerle yola çıkmak biraz araştırdığımızda görüyoruz ki büyük hata.... Bizim oturup dünyayı yeniden keşfetmeye ihtiyacımız yok koskoca sağlık örgütleri bilim adamlarına sormuş, oturmuş, üşenmemiş bebek ne yer ne içer'in anayasasını yazmışlar...

Buyrun sadede:

29 Ağustos 2012 Çarşamba

HANGİ BEŞİK?



Doğuma bir-bir buçuk ay kala tek eksiğimiz beşik idi ve bu ufacık mobilya bir sorun olarak bizi epey oyaladı. Efe'nin odası hazır, o odada bir karyolası zaten var. Ancak tüm deneyimli anneler yenidoğan bebeğin, en az 3 ay annesinin odasında hatta mümkünse yatağının yanında kalması gerektiğini söylediğinde, beşik de elzem ihtiyaç oldu. Yatağın yanında duracak bir beşik öncelikle anne için rahatlık, gece boyu sık sık uyanan, sürekli emen bir bebekle ilgilenmek için en pratik ve kolay yöntem, gözünü boğulmalara karşı her an üstünde tutmak için de gerekli. Ancak piyasadaki kıt seçenekler ve yüksek beşik fiyatları, kafamızı epey karıştırdı. Haftalarca araştırıp, düşünüp, gezip, sorduktan sonra ihtiyaçlarımıza  cevap veren bir sonuca varabildik. Bu arada da piyasada satılan her türlü beşik, sepet, park yatak hakkında da bilgi sahibi olduk.

13 Ağustos 2012 Pazartesi

Hamilelik Modası 1


Dolabı açıp bakıyoruz,  belden oturuk elbiseler, daracık pantalonlar, ah yaza giyerim diye aldığınız bluzler, hiç giyilmemiş topuklu ayakkabılar. Hah haayyt unutun bunları cicim, seneye de allah kerim....  Bundan böyle kasap Abbas Efendi'yi aratmayacak koca bir göbeğiniz var,  içinize çekmek yerine salabilir, kaşıya kaşıya salınabilir ve hayatınızda belki de ilk kez göbekli ve biraz da dombili olmaktan hiiiiiç rahatsız olmadan gerine gerine volta atabilirsiniz. Modern şehir kadınının başına hayatında en fazla 2, bilemedin 3 kere gelebilecek bu özel ayrıcalığın da tadını çıkarabilirsiniz.

Tadını çıkaralım da anadan üryan mı gezelim, yoksa vitrinlerde insanı kendinden geçiren moda bize gel gel yaparken, gidip hamile kıyafeti diye dünya pahasına satılan tombik anneannemizin yaşlı desenli, modası geçmiş modelli bluzlarına benzer bol kıyafetler mi giyelim? Hah! zurnanın zırt dediği tam da bu yerde söyleyecek 2-3 çift lafım olması sebebiyle başladım bu yazıya. Özellikle genç ya da ruhu genç olan,  giyimine kuşamına özen göstermeye çalışan ve hamile kalınca girdiği gebe mağazalarından hüzünlenerek çıkan hanımlara tavsiyelerim olacak.

6 Ağustos 2012 Pazartesi

vallahi çatlarım!

Ya gerçekten çatlarsam? Hamile olup da "şimdi çatlayacağım ayh!" demeyen mi var? Çatlak patlak demeyin her şeyin estetik çaresi, geri dönüşü var da bu meretin henüz tıbbı bir çözümü yok. Bunu bilen ben ilk ne yaptım? Gebelik testi pozitif çıkar çıkmaz  civardaki en büyük en kozmik eczaneye koştup "çabuk bana çatlak kremi verin" diye haykırdım. Sonra önüme gelen eşe dosta "sen çatladın mı, ya sen, peki ya sen, sen, sen?" soruları ile saldırıya başladım. Sabırsızdım, kimse somut bir yanıt veremiyordu, herkes başka bir marka ya da yöntem kullanmıştı, somut bir cevap bulamazsam gerçekten çatlayacaktım.

Kimi diyordu ki ne sürersen sür, bu genetiktir çatlayacağın varsa çatlarsın. Bu saldım çayıra mevlam kayıracı zihniyet güzellik söz konusu olduğunda bir kadın için olacak şey değildi. Hiçbir şey yapmadan beklemek benim gibi süslünün bünyesine ters düşerdi.

Bir kısım diyordu ki su iç yeter. Haklıydılar ama yetmezdi. Su içmeli bol bol, evet, cilt su ile beslenir lakin dışarıdan desteklenmezse normalde bile kuruyan cilt genleşmeye dayanamaz ki.
Bir de farklı marka ürün ve yağ önerileri vardı ki hepsini de denedim.

google bana çare bul!


Ne kadar da modern ne kadar da bilgi toplumuyuz, burnumuzda sivilce çıksa google'a koşup aman doktor derdime çare diyen bir nesil olduk.

Hele bebek yoldaysa, google'a sora sora kadın doğumcu bile oluruz.  Ne harika ki internette gebelik konusunda da hazırlanış binlerce site mevcut fakat ne kötü ki hangisi işimize yarar hangisi güvenilir bilmek anlamak da ayrı bir mesai. Bu noktada belirtmek isterim ki interneti sadece acil merak giderici ya da belki bu işin eğlenceli tarafı olarak kullanmak ve ne olursa olsun gebelik boyunca kendi doktorumuza güvenip, her türlü sorunu ve soruyu onunla paylaşmak ve cevaplarını internetteki her cevaptan üstün tutup güvenmek gerek, aman diyim dertsiz başa dert açmayın. Doktorunuza güvenmiyorsanız da çareyi internette aramak yerine en kısa zamanda başka bir doktor bulunuz.

Benim bu süreç boyunca biraz eğlence biraz kendime güven için araştırma yapmaya çok vaktim oldu, web seçeneklerini de okuya okuya epeyce azalttım.

Buyrunuz bence en anlaşılır ve açıklayıcı, ayrıca güvenilir gebelik siteleri:

3 Ağustos 2012 Cuma

Bebek beklerken alışveriş...


Hamile olduğunu öğrenir öğrenmez insanın gözü vitrinlerdeki mini mini cicilere takılır kalır, hazır hayatın bir döneminde hepsini alma fırsatı ele geçmişken bünye zor zaptedilir ya da çoğu kez edilemez. Deneyimsiz annelerce bu işe araştırmasız, bir mağaza kapısından dalarak başalamak ise tüketim çılgınlığına yeni bir çılgın eklemekten ve ocağa incir ağacı ekmekten başka bir şey değildir.

Ancak o ilk günlerde ne kadar araştırma yaptıysam da internette tam anlamı ile doyurucu bir bilgi bulamadığım gibi kitaplarda yer alan listelerde de bir dolu gereksiz ürün olduğunu gördüm. Anlayacağınız alışveriş zamanlaması ve tüyoları ile ilgili olarak söyleyeceğim naçizane bir kaç cümlem var:

31 Temmuz 2012 Salı

28 HAFTA SONRA...



28. Hafta:


5., 10. 20. hafta derken uzmanların 3. trimester dediği,  gebeliğin son ve söyleyenlere göre en zor -sanki diğerleri pek kolaydı- dönemi de geldi, doğuma da kaldı 2.5 ay.


Bu hafta oğluşum koca adam oldu artık, araştırmalarıma göre her bir şeyi de tamammış, kaşları bile varmış, artık yağlanıp semirme aşamasındaymış... Bir de kuduruk olmuş, karnımda topu nereden bulmuşsa, her akşam gol oynuyor. Kale de ben oluyorum. Baba da "huhuu! o neydi öyle" diyerek maçı seyrediyor. Tek desteğim, en güzel paylaşımım baba...


25 Temmuz 2012 Çarşamba

patik kütüphanesi: annelere kitaplar 1

Bebek yolda haberinin akabinde pek çok bilinçli anne evvela ne kıyafetçilere ne mobilyacıya koşar. Hatta son deneyimi ve bilgisi ortalama 30 sene öncesine dayanan annesinden bile önce ilk danışılan genellikle güncel kitaplardır.  Böylece çevreden gelecek yalan yanlış ve çoğu çöp bilgi bombardımanına karşı güvenilir ve sağlam koruma kalkanını örmüş olur. Ben de öyle öyle yaptım ancak evi gerekli gereksiz bir sürü kitapla doldurmak yerine, internet ve kitapçı raflarının önünde  uzun ve özenli bir çalışma ile en güvenilir ve içeriği en faydalı olduğuna karar verdiğim yayınları patikli evim için seçtim.

23 Temmuz 2012 Pazartesi

bir insanı sevmekle başlar her şey...

Herkesin kendi patikli hikayesi nasıl başlar bilmem ama hak verirsiniz ki en güzeli aşkla başlaması...

Ben şanslılardandım, bizim patikli günlerimiz  "bence" öyle başladı...  Bir insanla önce hayatını paylaşmaya sonra çocuğuna baba yapmaya cesaret etmek modern ve özgür insan için kolay iş değil...  Bana sorarsanız bir insana gösterilebilecek en büyük güven sembolü onunla  çocuk yapmaya karar vermenizdir. Yıllar sürecek keyifli fakat zorlu bir yolculuğa birlikte çıkmak, sırtını yaslamak, destek olmak, destek almak, korunacağına, koruyacağına emin olmak, vazgeçme lüksünü kısmak... Bir tek şey için bu kez birlikte pervane olmak, yanılacaksa birlikte yanmak, uçulacaksa birlikte uçmak için en güzel bahaneyi bulmak...

12 Temmuz 2012 Perşembe

bir bebek hikayesinin başlangıcı...


hiç giyilmemiş patikler yıkanıp balkona asıldı, kururlarken güneşle, her biri ısıtacakları minik ayakları düşlemekte...